İçeriğe geç

Bağlılık

Doğumuyla başlar insanın zincirlenişi. Şikayet etmez başlarda, muhtaçtır çünkü ona. Fakat şikayetler çağı olan ergenliğe ulaşınca, dar gelir insana koca dünya.

Şikayet etmek özgürleşmektir bir bakıma. Ya da özgürleşmeye çalışmak. Çünkü ruh özgür hissetse bile beden hala bir kafesin içindedir. Aslında keyfine diyecek yoktur. Kendisine bedava yemek ve don atlet verilir. Ancak özgürlüğünün arzusu ihtiyaçlardan ötedir. Efendileri ise gereğinden fazlasını vermez. Bu da özgür ruhluları ha bire cama kafa atan sineklere çevirir. Elbette kapıdan çıkmak daha basit ve insanidir. Ama ya zincir ne olacak? Göbeğindeki kesildiğinde, yerine öncekinden daha kuvvetli bir tanesi bağlanır. Aslında bu bir bağdan çok yontmadır. Dışarıya çıkamaması için uygun şekle girene kadar yontulur insan. Bazılarının hamuru yumuşaktır, kolayca şekil alır. Bazılarına ise madırga işlemez. Bu halde onu şekle sokamayacağını anlayan yüce sahip, içine hınzır bir nöbetçi yerleştirir. Nöbetçi bilinçaltıdır ve sokulmak istenen şekle denktir. Yani özgür ruhlunun tam tersidir. Dolayısıyla sürekli bir uyuşmazlık yaşanır ve kapıdan çıkmak olanaksızlaşır. Ta ki şikayetler kesilip iç birlik sağlanana dek.

Onunla bir süreliğine ortaklık etmek insanı değiştirmez, yalnızca tepesine bir çıkıntı ekler. Bunu anladığındaysa eğilerekten bir selam çakar ve kapıdan çıkar.

Bilirsiniz işte…

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: