İçeriğe geç

Yazar: Resul Gökçin

Bilirsiniz işte...

Boş Adam Öyküleri #1

Boş Adam huzurluydu. Şehrin tüm stresinden ve gürültüsünden uzak değildi belki ama şikayetçi de değildi. O şikayet etmezdi. Çünkü o boştu. Asla düşünmez ve sorgulamazdı. Önüne koyulanı yer ve sofradan kalkardı. Ne hedefleri, ne de kurduğu düşler vardı. Evden dışarı çıkar, parkta kös kös oturur ve tekrar evine dönerdi. Günler birbirini böyle kovalardı. Sonuçta o Boş Adam’dı. Ne kitap okur, ne de film izlerdi. Dinlediği müzikler ise sanatsallıktan çok uzaktı. Birde sesinin güzel olduğunu sanıp orada burada, insan içinde Ankara havası çığırması yok muydu. Mest ederdi insanı. Tıpkı keşfedilmeyi bekleyen bir yıldız gibiydi. En azından onun için öyleydi. Çünkü o her ne kadar boş olursa olsun yaratıkların en ulusu olduğuna,diğer canlıların ona hizmet ettiğine inanırdı. Çevresindekilerin düşüncelerini asla önemsemez, kendisinden farklı olanı taşlardı. Bu yapıcı bir taşlama değildi. Alaycı ve küçümser bir taşlama idi. Ne büyük adamdı Boş Adam. Ululuğu enginleri aşar, gökleri yarardı. Yada öyle sanırdı…

Yorum Bırak

Günah & Ahlak

İnsanoğlu, kafasına bir şeyler sokulabilecek erginliğe geldiği andan itibaren çeşitli aşılamalara tabi tutulur. Bu aşılamaların en başında günahlar ve sevaplar yer alır. Bu iki terim üzerine hayatına yön vermeye çalışan ve yetişen bireylerin iyiyi ve kötüyü ayırt etme tarzı günah ve sevaptan ibarettir ki bu bireylerin sağlıklı zihniyetler taşıdığını söylemek kesinliklikle aptallık olur. Şöyle ki: Aykırı davranışları “günah” sözcüğü ile bütünleyen kişi, kötünün ahlaki tarafını ele almaz, kötünün yalnızca dini yasaklar olduğunu sanır. İlerleyen zamanlarda dini görüşleri değiştiğinde ise kötüyü yapmasına engel olacak hiçbir güç görmez ve “saldım çayıra mevlam kayıra” hesabı bir tutum alır.

Yorum Bırak

Çizilemeyen Çizgi Roman

Çizime ilgisi olan çoğu kişinin usundan(aklından) geçmiştir bu düş.”Kendi çizgi romanını yapmak”. Bu düşü kuranların büyük bölümü ne yöntemsel eğitimler almıştır, ne de işinin eri çizerlerdir. Ancak kim kendi kurgusal ortamını yaratmak, bunu görsel bir döküme çevirmek istemez ki?

Yorum Bırak

Esenlikler

Duyulan kişi tarafından söyleyenin ağzını yorduğu sanılan, özünde lap diye tek kezde* söylenebilen, ne anlama geldiği pek bilinmeyen ve çoğu süre* ötelenen, oysa bizden biri olan, elgin* ve kimsesiz kalmış sözcüktür. Karşılık olarak sağlık dilemek anlamına gelen bu sözcüğün “ecnebice”sini iyi tanırız. Selamün aleykümün Türkçesidir bu sözcük. Selamün aleyküm sözcüklerini İslamiyet ile bağdaştıran kesim tarafından pek beğenilmez ve kullanıldığı ortamda “Ne diyon la sen?” tepkilerini üzerine toplar. Oysa ne denli güzel ve köklü bir sözcüktür. Türkiye’sinden Altay’ına tüm Türk yurtlarında az çok kullanılan bu sözcük, Türkçenin görmezden gelinmemesi gereken incilerindendir. Şundan dolayıdır ki: Esenlikler, günlük yaşantıda sıklıkla kullanma gereksinimi duyduğumuz bir sözcüktür.

2 Yorum

Yazdır Dostum

Canlılar arasında insanoğlu, adını tarihe yazdırmak veya ölümden sonra anılma gibi istekler besleyen tek yaratıktır. Bu isteklerin belki de en masum ve ufak olanları ilkokulda adlarımızı sıralara kazımamız ile başlar. Dünyevi olayların bilincinde değilizdir fakat adımızı o sıraya kazımak ve bizden sonra gelenlerin, adımızı orada görmesini isteriz içten içe. Büyüyüp geliştikçe isteklerimiz daha gerçekçi olur. Bu isteklerin peşinden koşmaya başlarız. Çünkü, bize göre bu istekler hayata kattığımız anlamlardır. Anlamsızlıktan uzaklaşmaya ve düşlerimizi gerçekleştirmeye çalışırız.

Yorum Bırak