Günümüzde, 10 bin yıl önce yaşayan insanlarınkine eşit düzeyde zekaya sahip olan insanlar yaşamakta. Zeka seviyesi bir yana, yaşam biçimi olarak bile fark gözlemlemek güç. İnanılan hurafeler, toplum düzenine faydası olmayan saçma kurallar ve dahası. Bu toplumlar kim bilir kaç bin yıldır gelişmeden aynı yerde sayıyorlar. Toplumların nasıl geliştikleri incelendiğinde kültür alış-verişinin ağırlığı sırtladığı görülür. Farklı kültürler birbirlerinden aldıkları yenilikler ile eskiye olan fanatizmden uzaklaşırlar ve ufukları genişler. Kendi birikimleri ile gösterecekleri 100 yıllık gelişim, dışarıdan alınacak yenilikler ile 10 yıla kadar indirgenebilir. Bu süreçte gelişmemiş kültürlerin alış-verişi sonucu, iki ergen kültürün birleşerek ergin ve daha gelişmiş bir kültür oluşturmaları bile mümkün olabilir. Tabii bu kültürlerin yeni oluşmuş ve henüz gelişmemiş olmaları şarttır. Aksi halde taraflardan birinin diğer kültürü eritmesi mümkündür. Çünkü temelleri olan ve ergin bir kültürü değiştirmek güçtür. Birleşmeye çalışan kültürlerin ikisinde de temel bulunuyorsa birleşme meydana gelmez. Temeli sağlam olan kültür diğerini eritir.

Büyük kültür, küçük kültürü yer.

10 bin yıl önce kültürlerin temelleri henüz çok yenice atılıyordu. Alış-verişe ve birleşmeye uygun bir ortam vardı. Kimi toplumlar birlik olup aynı kültürü paylaştılar,(Türkler-Moğollar) kimileri ise savaşlar, politikalar ve çeşitli ilişkiler ile kültür alış-verişinde bulundular. Bu paylaşıma hayatta kalmak ve ilerleyebilmek için ihtiyacımız vardır. Bencillik edip kabuğumuza kapanırsak bir ihtimal hayatta kalabiliriz. Ancak gelişmek oldukça zorlaşır. Kendi birikimleri içerisinde kalarak yeniden korkan toplumlar gelişemez. Bu toplumların başka toplumlarla savaşmaya, akrabalık kurmaya ve yardımlaşmaya ihtiyaçları vardır. Savaş, kimilerince toplumu geriye götüren ve canice bir eylem olabilir. Ancak doğanın bizlere sunduğu şartlar böyledir. Savaşan toplumlar farklı kültürleri ve toplumları tanır. Yenilik ile iç içedir. Her yeni savaşta yeni çıkarımlar elde edilir. Bunların yanında zarar da kaçınılmazdır. Hem de ağır şekilde. Ancak gelişim zaiyatsız elde edilemez. Yararımıza olan her şeyin bedeli vardır. Bu bedellere göğüs germeliyiz. Herkesin bildiği gibi ateş olmadan çorba pişmez. Sürekli hallerine yakınmak yerine doğayı anlayıp ona ayak uyduran toplumlar gelişmeye pek uygundur. Biz kendi yağımızda kavruluruz diyenler ise şu anda modern insanlığın binlerce yıl gerisindeler ve en önemlisi dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı koyma şansları yok. Helikoptere mızrak fırlatan insanları hatırlayalım. Bu insanlar bizlerin bulunduğu seviyeye pek uzak görünmez belki. Ancak derinlere indiğimizde: Oluşma çağında bir dil, (Uganda Mokoko) ilk çağda kullanılan aletler, ahlaki yapının kırılgan ve çökük olduğunu görürüz.(kendi annesi ile birleşen kabile evlatları) Hala bulunduğunuz durumdan ve düzenden yakınıyorsanız kimselerin olmadığı, kavgadan ve entrikalardan uzak, ıssız bir bölgeye yerleşin. Yapamazsınız ya da oldukça zorlanırsınız. Çünkü yıllardır bu yaşayışa alıştık ve buna uygun şekilde evrildik. Tüm bunlar olmuşken şikayet edip sızlanmak fayda göstermez. Yaşayan “neandertallerden” ders çıkartıp gelişmeye çabalamalıyız ki böcek  gibi ezilmeyelim.

*Türkler ve Moğollar arasındaki sözünü ettiğim birlik, kültürel birliktir.

 

Kategori: Deneme

Bir Cevap Yazın