Pişmanlık

Onlar, hayatı ustaca yaşadıklarını savunarak hiçbir zaman pişmanlık duymadıklarını çığırırlar, pos bıyıklarının altında gizledikleri pişmanlık dolu çehreleri ile. Hayatı gerçekten anladıklarını ve ayak uydurduklarını sanarlar, fakat tanıyamamışlardır kendilerini. Zira tillahı da olsa, düşürür bazen gardını(bilincini). Gardınızı düşürdüğünüz andır, içinizi yiyip bitirecek olan pişmanlığa kapı açılan. Kapıyı aralık gören “pişmanlık”, girer içeri sinsice ve davetsiz bir misafircesine. Yalancıdır ve gamsızdır onu içeri almadım diyen. Herkes ağırlamıştır onu içerisinde, ve pişmandır en az onun kadar. Sorar bazı beyinler, pişmanlıktan kuşku duyan: “Neden pişmansın? Yaptıklarından mı, yapamadıklarından mı?” Yanıtlıyorum ey kuşkucu beyin: Yaptıklarından! Çünkü bilirsiniz tadını, yaşadıklarınızın ağzınızda bıraktığı. Ancak henüz tanışmamışsınızdır yaşanmayanla. Kim tadabilir ki geleceği? Böylece yakar dilinizi, yediğiniz biberin acısı ve böylece bastırır o lezzetli pastanın uyandırdığı istenci. Ölüm döşeğinde sızlanır bazıları, keşke yapsaydım diyerek. Bencildir ve düşüncesizdir o kişi. Zira umursamaz kendi ihtiraslarından başkasını. Oysa memnuniyet duymalı insan, ölüm döşeğinde olsa dahi:”Bu dünyaya yararım, zararımdan fazla!” Bunu yapamayan insandır yaşamayı hak etmeyen, ve “yapmasına” imkan verilmeyen. Verilmez, çünkü daha fazlasını isteyeceğini bilir alem. Ancak otlanmayan bu Dünyadan, yemeyi hak eder meyvesinden. Bazen yasak meyveyi yer insan. Ancak dargın değildir Dünya ona. Zira her zaman açıktır kapıları, utanmayı ve pişman olmayı bilene. Yok, ben hayasızım diyorsan eğer; o zaman ne Dünyada yerin var, ne de koca alemde.

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir