Neden ırklara ayrıldık?

Bu yazıyı yazmamdan bir kaç saat önce Hitler’in günümüz çağında yaşamasını konu edinmiş bir kitabın sinema dünyasına uyarlaması olan “Er  ist wieder da” adlı filmi izledim. Film iyi hoş, göndermeler yerinde ve güzel, verilen mesaj derin. Buraya kadar sorun yok. Ancak Filmi izledikten sonra yapılan yorumları okumak istediğimde, hiç bir millete ait olmadığını düşünen bir kişinin, ırkların ve dillerin saçmalığından, ırklar olmasa savaşlarında olmayacağından söz ettiğini gördüm.

Başlıksız-1

 

Bu zatın düşlediği bir dünyada yaşasaydık zaten insani değerler olmazdı. İnsani değerler olmadığı gibi insan, insan olarak değerlendirilemezdi. Aç karnımızı doyurmak için çabaladığımız bir yaşantımız olurdu. Arkadaş o kadar saf ve iyi niyetli ki insanların, ırkların farkındalığına vardıktan sonra kavgaya tutuştuğuna inanıyor. Irk olgusu var olmadan öncede insanlar ve diğer canlılar zaten bir savaş içerisindeydi. Hayatta kalma savaşı. Bu savaşta karşıtlar çoğaldıkça rekabet arttı. Rekabet ise canlıları geliştirdi.

Farklı ortamlardan birkaç yorum daha okumak istediğimde ise otlaşmış insanların laklakalarıyla karşılaştım. Yapılan yorumlar yine aynıydı. Kendileriyle ve düşünceleriyle çelişen yaratıklar klavyelerini şakılatmışlardı.

 

Başlıksız-3

 

İki yorumda başlı başına sayfalarca eleştiriyi hak etse de yüzeysel olarak devam etmek istiyorum.Özet olarak “Irk ne yaa. Irklar olmasaydı savaşlarda olmazdı. Kardeş kardeş geçinirdik.” düşüncesinde olan bu insanlar, aynı anneden doğma kardeşleriyle bile eften püften sebeplerden kavgaya tutuştuğu halde nasıl evrensel bir barıştan söz edebilirler. Ayaklarına basıldığında dünyanın yaygarasını kopartanlar nasıl olur da sağda solda barış gösterileri yapma yüzünü bulabilirler.

Tekrar ırk konusuna dönecek olursam, ırk denen ayrımın neden gerekli olduğundan söz etmek istiyorum.Irklar, yani farklılıklarımız rekabetin oluşmasında, süregelen zamanda insanların hasımlarını geçme çabasında baş etkendir. Abi ile kardeşi ele alalım.(abi ile kardeş arasında genetik bakımdan pek fark olmadığını söylememe gerek bile yok) Abi-kardeş rekabete girmezler. Kardeş, abisinin üstünlüğünü kabul etmiştir. Böyle bir ortamda gelişmek için bir çaba gösterilmez. Ancak kardeş değilde komşu çocuğunu örnek alırsak, ortaya “amansız” bir rekabet çıkar.(Çok mu abarttım?) Çünkü ne “kardeştirler”(benzerlikten söz ediyorum), ne de bir diğeri ötekinin üstünlüğünü kabul etmiştir.

Ortaya çıkan bu rekabet bizi geliştiren bir süreçtir. Rekabetten kaçıp yaşantıya ayak uyduramazsak mutlaka bizlerden üstünleri peyda olacak ve borularını öttüreceklerdir. Canlılar aleminde bir üstünlük savaşının olmaması,cihan barışı gibi ütopik düşler ve kuruntular besleyenler hayatlarında başarıya ulaşamamış, sürekli ezilen taraf olmuş asalaklardır. Boş gezenin boş kalfalarıdır.

Kaldı ki, iki aynı türün bir arada olduğu ortamda rekabet kaçınılmazdır. Farklı bölgelerde dükkan açmış iki berber düşünelim. Aralarında ne gibi bir husumet olabilir? Ancak ikisi de dükkanlarını aynı bölgeye açmışlarsa yine kaçınılmaz bir rekabet doğacaktır. Bu bir yaşam mücadelesi, ölüm kalım savaşıdır.(Lan yine çok abarttık.)

Herkes hayatta kalıp yaşamın bize sunduğu zevkleri tatmak ister.-Barış güvercinleri de dahil- Ancak bu zevkleri tadabilmek için savaşmak ve mücadele etmek gerekir. Barış safsataları ile beynimizi bulandırırsak ne barış elde ederiz, ne de şu hayattan ufacık bir tat alabiliriz. Ortada dönen savaşın farkına varıp savaşta yer almalı ve bizlere bir kez bahşedilmiş bu hayatta ödün vermemeliyiz. Öyle ki savaşmayanların hayatlarından pek memnun olduğunu sanmam.657769_f68f6be3fc9cbe1f49789b8ffeebd4d4

Eğer ödün verip savaşmaktan kaçarsak, üzerimizde üstünlük kurmaya çalışan güçlerin dayatılarına razı oluruz. Barış sözleriyle bizi büyülemeye çalışan insanlar, katliamın ve kıyımın en dehşetlisini yapmış insanlardır. Bu rüyadan uyanıp aklımızı başımıza toplamazsak hükmümüz başımıza geleceklerden yakınmak olur.

“Ey koca ve yüce Türk! Devşirmeler seni devşirmeden sen aklını başına devşir.”
-Tonyukuk

“Peki ne gerek var tüm bunlara. Zaten bir gün öleceğiz. Her şey silinip gidecek.”

Şuan da ölebilirsin. Eğer bunu düşünebilecek iradeye sahipsen kendini öldürebilirsin de. Neden öldürmüyorsun? Yoksa yaşamak mı istiyorsun? Peki nasıl yaşamak istiyorsun? Nasıl olsa hiçbir şeyin anlamı yok deyip koyvererek mi, yoksa tüm gücünle hayata tutunup sana verilen bu tek seferlik şansı değerlendirerek mi?

 

Dipçe: Öne çıkan görselde bahsettiğim filmin(Er  ist wieder da) görselini kullanmak istedim. Hitler’e karşı bir sevgi beslemiyorum.

8 Yorum

  1. Irklar,farklılıklar olmasaydı dünya ozaman yaşanmaz hale gelirdi. Herkes aynı, herkesin görüşü aynı. Buda cehalete, geriliğe sebebiyet verir.
    Güzel bir yazı olmuş tebrikler 🙂

    Cevapla

  2. Ah.. Şu yorumu yapan cahilere Sapiens kitabını okutturacaksın. Orada ne güzel türlerin homo sapiens’in bile diğer insan türleri ile savaşıp elimine etmeleri anlatılıyor. Hala barış olurdu diyorlar. 9 yaşında mısınız kardeşim, çizgi film mi burası. Politika bitsin Dünya’ya iyilik hakim olsun, yeyyyy…

    Güzel bir yazı olmuş eline sağlık. 🙂

    Cevapla

  3. Farki bir düşünce resimdeki yorumlara bakmadim yalnız barisi düşünen insanın da hakkini yememek lazim. Olsa hicte fena olmazdi. Gel görelim ki barış diye bişey olmasi mumkum degil belli insanlarin tok gezmesi için kimilerinin sömürulmesi ezilmesi gerek. Bu düzen bozulmuyucakta para denen illet bulunmasaydi degis tokus sanirim ideal ve herkesin gecimini sağlayacagi bir arac olabilirdi. Teknoloji ve kaynaklar bulundukca ve para ettikce bu savaslar hic bitmiyicek. Kötülük için değil iyilik için savasilsa hiç te fena olmazdi. Savasin nesi iyilik getirebilir diyebilirsin. Kotu adamlar oldumu iyilikte gelirdi. Kimsenin aç olmadı çocukların olmedigi, hayvanlarin mutlu olduğu bi dunya cok guzel bi dunya olurdu. Bu dunyaya gelmis en gereksiz ve en kötü canli ise insandir. Bu kadar kisa ve net aslinda. Saygilarimla

    Cevapla

    1. Bahsettiğim ütopik düşler arasında bunlarda yer almalı.Cani veya savaş tutkunu değilim.Elbette barış “olsa” hayat daha yaşanabilir olurdu.Ancak milyonlarca farklılığın içinde bunu düşlemek bizi gaflete düşürdüğü gibi milli değerlerimizi köreltir.(resimlerdeki yorumları okursan bunu görebilirsin.)Para konusunda ise;Para yalnızca bi sembol.Ticareti kolaylaştırmak ve düzene sokmak adına.Birde düzenin bozulmaması gerektiğinden söz etmişsin onu biraz daha açarsan sevinirim.

      Cevapla

  4. Para sadace sembol değil şuan paran olmasa bi paket sigara bile alamassın. Bozulmayacak dediğim düzen şuan ve en başından beri olan düzen bir söz vardı savaşmak için paraları var ama barış için para bulamıyorlar sanırım böyle bir şeydi. Demek istediğim dünya var oluşundan beri insanların içindeki kötülükleri, aç gözlülükleri yüzünden bu halde ve bu duzen bozulmayacak aç insanlar hep aç kalacak bu yuzden iyilik için savaşmak dedim. Açıkcası kıyamet kopsa hiçte fena olmaz…

    Cevapla

    1. Para, ülkedeki malların toplam değerlerine, mal üretimine, iş gücü gibi etkenlere göre basılır. Yani kerameti kağıtta arama. Asıl konuya gelirsek insanların, dünyaya varoluşundan beri zulmetmesi sence de saçma değil mi? Zira dünya 4.5 milyar yaşında. İnsanlar ise 150 bin 200 bin arası. Bunu da geçersek, aç insanlar hep aç kalmaz. Karşı koymazlarsa aç kalırlar. Kimsenin önüne gökten yemek düşmüyor. Karnını doyurmak istiyorsan çaba göstermelisin. Yok güçlü güçsüzü eziyor, yok şöyle oluyor. Karşı koymazsan elbette ezilirsin. Ezildiğinde ise yakınmakla yetinirsin. Yazıda anlatmak istediğimde buydu. Sanırım kendimi iyi ifade edemedim.

      Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir