Müsaadenizle Konuşuyorum!

Sınıfın duvarlarını delen bir ses ile bağırdım:
“Yeter ulan!”

Basit bir tümcenin bu kadar etki yapmasını beklemiyordum. Sınıfın içinde hoş bir sessizlik oluştu.
Defteri anlamsızca karalayan çocuk, arkadaşına iğrenç espriler fısıldayan godoş, saçını egosuyla karışık okşayan kadın ve diğer tüm herkes, durmuşlardı. Sesimin gücü zamana hükmedebilirmişim gibi hissettirmişti. Güçlüydüm, önemli bir şey kazanmıştım bu gereksizlik abidelerinden.
Dikkatlerini…
Düşünce bulutlarını bir kenara salladıktan sonra devam ettim:

“Yeter… Anlamıyorsunuz. Daha ne kadar sürdürebileceksiniz? Bunları… Ne bileyim hayatınızı falan.
Neden? Yaşamak için tanrı size, benden habersiz, bir neden mi bıraktı? Tüm soruların cevabını biliyormuş gibi yapmaktan yorulmadınız mı?
Güzellik, çirkinlik… Korkutucu davranışlarınız arasında yalnızca ben mi sırıtıyorum?
Komik mi buluyorsunuz tüm bunları?
Nasıl sevebiliyorsunuz birilerini? Ne bileyim, bir kadına nasıl sarılmak gerek mesela? Nasıl yüzüne bakarak yalan söyleyebiliyorsunuz sevgililerinizin?
Korkmuyor musunuz yüce yaradanın mutlak gücünden!
Kaltakça arkadaşlıklarınız… Riyakârlık dolu vücutlarınız. Korkmadan nasıl dostluğa inanabiliyorsunuz?
En önemlisi de, hani…
Mutluluk…
Bilirsiniz işte…”

Dersin sonuna gelindiğine ufak bir irkilmeyle cevapsız sorularımı toparladım. Sorabildiklerimi ise sıramda bıraktım.
“Pekala…” dedi bir şeyler. “Pekala, işte oyunumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Tehlikeli oyunlara gücümüz yok. En fazla yaşam oyununda sahne alabiliriz.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir