Öz başarılarının olmayışından mı, yoksa kendilerini “ulu” bir soya bağlama istencinden midir tartışılır, vatandaşlarımız doğdukları ya da yetiştikleri bölge ile övünç duymaya bayılırlar. Kişinin, fırsat bulduğu her anda sohbet arasına sıkıştırdığı memleketi, onun nazarında asla kötü bireyler yetiştirmemiş, yalnızca iyilik timsali olan insanları üzerinde barındırmıştır. Bereketli ve kutsal, hatta Dünyanın diğer tüm topraklarından ayrı bir konumda olduğu sanılır. Tabii bu kişice. Zira Dünyanın çeşitli yerlerinde dönen ahlaksızlıklar ve kanuni suçlar aynı şekilde burada da cereyan etmektedir. Ancak bölge insanları, önlerine perde çekilmişçesine bu olanları görmez veya görmek istemez. Yalnızca iyi olanı söz konusu yapar, eğer iyi olan yoksa da bir tarafından sallar. En nihayetinde kendi memleketini göklere çıkarma gayesini başarıyla gerçekleştirir. Bu övüncü siyasi çerçevede de görmek mümkündür. İllerimiz, verdiği şu veya bu oylarla, yahut savaş zamanında en kuvvetli direnişin kendi bulunduğu cephede yaşandığı iddiasıyla, sanki diğer bölgeler de Türkiye Cumhuriyeti topraklarına dahil değilmişçesine anlamsız bir böbürlenişe girerler. Bölücülüğe karşı en büyük mücadelenin yine kendi topraklarında verildiğini çığırır, ancak bu şekilde en büyük bölücülüğü kendileri vatan sınırları içerisinde yapmış olurlar. Örnekler çoğaltılabilir. Asıl konu insanları bu eyleme sürükleyen sebeptir. Kişi, kendisini Türkiye vatandaşı olmakla yeteri kadar gururlu hissedemeyerek bu daralmaya yönelir. Türkiye’nin herhangi bir yerinde meydana gelen utancın, yaşadığı çevrede belirmemesiyle kendini rahatlatması bunun göstergesidir. Onların nezdindeki Türkiye Cumhuriyeti 81 il değil; Konya, Trabzon ya da Kayseri’dir. Ne yazıktır ki halkımız yaşadığı her coğrafyada birbirine karşı duyarsızlaşmayı ve kopuklaşmayı ustaca becermektedir. Orta Asya’sında Kazak-Kırgız, Anadolu’sunda Çepni-Kayı olur. Lakin bir türlü birlik olamaz.

Kategori: Deneme

Bir Cevap Yazın