Güvenlikçi Hikayeleri

Simsiyah takım elbisesi, kan kırmızısı kravatı, genişçe gözlüğü ve kulağındaki kablosuz kulaklığı ile bir seri katilmişçesine bindi metroya. Kapının hemen yanındaki boş koltuğa oturdu.

İşi adam öldürmekten öte pavyondaki ayyaşları kovmak, belki dövmekti. Kendi deyimiyle “Güvenlikçi” idi. Yanmış esmer derisi, genişçe pala bıyığı ve kaba gövdesiyle bu iş için var olmuştu.

Metro, Kızılay durağına yaklaştıkça saatini sürekli kontrol ediyordu. Usulca kendine seslendi:
-Yine geç kaldık amına koyayım!

Halbuki mesainin başlamasına daha 2 saat vardı. Pavyon sahibinin, Mahmut’un -evet, kahramanımızın ismi buydu- sessizliğinden faydalanarak işe erken getirtiyordu. Masaları düzenleyecek güçlü bir kol için fazladan para ödemeye hiç niyeti yoktu.,

Metro, Kızılay durağına geldiğinde ağır cüssesine nispet yaparcasına çevik bir hareketle ayağa kalktı ve bi’ kaç kişiyi iterek kapının önüne geldi. Doğaldır ki ittiği insanların içlerinden ettikleri küfürlere maruz kaldı.
Halbuki bunları bilerek mi yaptığını sorsanız, alacağınız cevap:
-Neyleri? olacaktır.

İnsanları incitmek onun için doğaldı artık. Haz duyduğu veya insanlardan nefret ettiği için yapmazdı. Öylesine. Kaba yapısının getirdiği boş bir hobiydi yalnızca.

Metroda bir kaç kez göz göze geldiği, indiğinde arkasından yürüyen sıska, uzun boylu, ergenin onu takip ettiğini sanıyordu, çocuk önüne geçtiğinde aklından geçen tek şey boğazını metro kapılarına sıkıştırmaktı. Tabi bu hayal olarak kaldı. Son zamanlarda güzel kadınların -zor zamanlarında çirkinlerin bile- bacaklarına bakıp şehvetli düşler kurmanın yerini insanlara nasıl işkence yapılabileceği düşünceleri almıştı.

Otuzlu yaşlarındaydı ve bu işi yaklaşık beş senedir yapıyordu. Geriye kalan yirmi beş yılda hiç bir işle, en ufak zanaat işleriyle bile uğraşmamıştı. Boş Adam‘dı! Rahmetli babasının kadim arkadaşı bulmuştu bu işi. Ayrıca bu adam pavyonun da daimi müşterisiydi.

İş yerine vardığında patronu kapıda sigara içiyor, geçenleri inceliyordu. Patronunun bu huyunu bir türlü anlayamazdı. Neden bir insan boş zamanlarında başkalarını eleştirir ve bundan zevk duyardı ki?

Kapıdan girmek üzereyken kafasındaki düşünce pusunu patronu bozdu:
-Mahmut… Mahmut! Bu dalgınlığı neye borçluyuz genco.
Cevap vermesini beklemeden ekledi:
-Bugün masaları siktir et! Gel konuşalım az biraz.
Patronunun uzattığı sigarayı aldı, ağzına yakışmadığını düşünse de nadiren içiyordu. Patronunun camın önüne bıraktığı çakmakla sigarayı yaktı, patronu tekrar sessizliği bozdu:
-Bak şimdi, şurdan geçen mini etekli travestiyi görüyor musun? Az önce de geçti buradan. Bu gece en az beş kere daha, dişli biriyse müşteri bulana kadar geçecek. İğrenç sesiyle kulakları tırmalayacak, inatlaşacak. Hiç anlayamamışımdır bunları. Niye karı olursun lan? Allah sana erkek olmayı bahşetmiş, hele ki böyle bir ülkede. Karı olunca ne geçecek eline, evlenemeyeceksin, çoluğun çocuğun olmayacak, ailen olmayacak lan!
Mahmut, bunları patronunun ağzından döken yüce varlığı düşünmeye başladı. Halbuki onun da bir ailesi yoktu, bu herifin de yoktu. Gece pavyondan eli boş dönmediğini de bütün çalışanlar biliyordu. Ne hakka hizmet bunları konuşabiliyordu?

Mahmut bunları düşünürken bütün söylevi kaçırmış, yalnızca “Haksızsam haksızsın de be Mamo!” sözlerini duymuştu. Kendisine “Mamo” denmesinden nefret ediyordu fakat işinden olmaya bu aralar pek de niyetli olmadığından “Haklısın abi.” demekle yetindi.

Patronu aslında “Mamo”nun verdiği cevaplarla pek ilgilenmiyordu, yalnızca içinde biriktirdiği düşünceleri başkalarını eleştirerek, kullanarak döküyordu. Söylevine bir sigara daha yakarak devam etti, Mahmut’a da uzattı, başı ufaktan döndüğünden büyük elleriyle kontrolsüzce sigarayı ittirirken “Sağol abi!” demekle yetindi.
-Şimdi… Bizim içerdeki karıları biliyon zaten. Otuzuna gelmeden siktiri çekiyoruz. Hatta ne otuzu, yüzünde bi’ çizgi kırışıklık görsek basıyoruz kıçına…
Sigarasından bi’ nefes daha aldıktan sonra ağzından kaçan dumanlarla birlikte “Tekmeyi!” de ekledi. Küçük beynine bu kadar söylevin fazla geldiğini belli edercesine “Tamam, yeter bu kadar lak lak içeri geç bakın varsa bi’şeyler hallediver işte Mamo. Konuşturma beni.” deyip uzattığı sohbeti, kısa kestiğini sandı.

Konuşmak isteyen kendisiydi, bitiren de kendisi oldu.

İçeride düzenlenen masalar ve sahneyi gördü. Ufak tefek işlere koca bünyesini sığdırarak yardım etti. İşler biter gibi olduğunda arka tarafa gitti. İsteyerek ya da düşünerek yapmadı bunu. Bir şeyler ona bunu yapmasını emrediyordu.

Dar, kısa bir koridorda yürüdükten sonra bir yıldır işe başladığı ilk günden beri tutulduğu temizlikçi Fadime’yi gördü.

22 yaşlarında, patronu onu pavyonun önünde çalıştırmayacağı kadar bir güzelliğe sahipti. Güzelleşmek gibi bir niyeti de yoktu aslında, temizlik işinde bulaşıktan başka pislik olmadığından kafası da rahattı. İnce belini bol giyimiyle, güzel bacaklarını da dandik bir etekle, yüzünü de doğallığıyla örtüyordu. Zaten Mahmut’un gönlü dışında, doğallık iş yapmazdı buralarda. Bunun farkında olduğundan hiç uğraşmaz işini yapar, parasını alır giderdi. İyi de harçlık yapardı, aslında üniversite öğrencisi olduğunu en sona saklayan ben yazara, istediğiniz küfrü etmekte serbestsiniz efenim.

Fadime de pek tabi işe girmeden önce uydurduğu bir isimdi, temizlikçi bir kadına sigorta yapmaya niyetli olmayan patron, ne kimlik sordu ne de bir iz. Uygun fiyata çalıştığından çok da karışmazdı.

Fadime, Mahmut’un uzunca süredir izlediğini fark etti ama ses çıkarmadı. Mahmut’un bu davranışlarını koca cüssesine komik bulduğundan pek üzerinde durmuyordu.
Kendine seslenen bir sesle irkildi:
-Bokunu çıkardın Mahmut!
Bu sesin yine kafasındaki düşüncelerden geldiğini ve Fadime’yi izlemeyi bırakması gerektiğini düşünürken sert bir eli omzunda hissetti. Arkasına döndüğünde çocukluk arkadaşı Kemal’i gördü.
Kemal yumruğunu hiç düşünmeden Mahmut’un yeterince yamuk olan ağzına yapıştırdı.

—devam edecek—

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir