Geçmiş mi?

İlk sapienslerden tutunda günümüz insanlığına kadar çözülememiş bir problemden bahsetmek istiyorum bugün. Eski sevdası ya da diğer adıyla geçmişe duyulan özlem.

Safvan kardeşim İnsanlar Kendi Kendilerinin Aleti Oldular adlı yazısında geçmişe duyduğu özlemi belirtmiş. Temelinde aynı konuyu irdeliyor gibi görünsek de farklı noktalara değinmek istediğim ve anlaşamadığımız bir kaç nokta olduğu kanaatindeyim.

Geçmiş özleminin insanlardaki genel kanısı yalnızca “Aaah…Ah! Nerede o eski Ramazanlar!” diyen amcalarda bulunduğu sanılmasıydı.

40’lı yaşlarına ayak basmış ve yoğun iş temposundan bunalmış insanların “Benim çocukluğum da var ya…” sözüyle başladığı ucu bucağı görünmeyen söylev tanıdık gelmiştir herhalde. Bu sözleri 82 olayları hiç yaşanmamış gibi söylemesi pek tabii belleğinin kötü anılara ayırdığı yetersiz boyuttan kaynaklanmaktadır.

Geçmişe gitmişken hemen dönmeyelim. Yine bu ağabeyimizin çocukluğu zamanında bulunan ve yine 40’lı yaşlardaki insanların geçmişe duyduğu özlemi aynı cümle özetler:

“Benim çocukluğum da var ya…”

Bu kısır döngünün günümüzdeki versiyonu ise “Teknoloji hayatımızı mahvediyor!” olmakta. Hakkında binlerce belki de milyonlarca makale yazıldı, komik(!) televizyon programlarına konu oldu ve binlerce hırboların hatunlara entel görünme çabasına malzeme oldu.

İnsan öz eleştiri yapmaya erindiğinden ya da riyakarlığından suçu teknolojiye atıyor. Halbuki doğru kullanmayı bilsek…
Burada sorun yine insan!

Kafeden içeri girildiği anda Wi-Fi şifresini soruyorsak eğer, sorun bizdedir.

Biraz dolanayım diye dışarı çıkıp, oturduğumuz ilk bankta daha telefonu çıkarıyor, samimiyetsiz sanal sohbetlere kaldığımız yerden devam ediyorsak eğer, sorun bizdedir.

Herkesin çocukluğu kendine güzel gelecektir. Günümüz beğenmediğimiz teknoloji çağı veletleri de gelecekteki çocukların veletliklerini beğenmeyecektir.

Pekala şimdiye kadar geçmişe duyulan özlemi hep çocukluk üzerinden örneklendirdim. Peki ya, eski insanlara duyulan özlem?

Yalnızca iyi anılararını bellekte tuttuğumuz eski sevgililer, dostluklar. Sanki eski sevgiliyle hiç kavga etmemiş, hiç kıskanmamışcasına… Sanki eski dostluklarda hiç yalan söylememişcesine duyulan bu sahtekar özlem.

İnsan geçmişini iyi hatırlamak isterken gününden oluyor, ayakta uyuyoruz. Geçmişi boş yere yâd ederek günümüzden çalıyoruz. Geçmişinden ders çıkarmayı bilmiyoruz. Bir çok tarihi kitaplarda bahsedilen konuların günümüzde hala geçerliliğini koruduğunu ve bunlardan ders çıkarmamız gerektiğini düşünmüyoruz bile. Sadece kuru bir şekilde geçmişe sarılmak istiyoruz. Kurtuluşu geçmişte arıyoruz.

Sokağa çıktığımda daha hala “Olm! Osmanlı devam etseydi var ya, Avrupa şu anda bizimdi lan!” diyen insanları göreceğimi ve şu anda boşa konuştuğumun da farkındayım.

Bir insana bile görüşlerimi anlatabildiysem eğer, ne mutlu bana.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir