Boş Adam Öyküleri #kısabirara

Boş Adam, tüm bu savaş işlerinden yorgun düşmüş ve kafasını toparlayıp rahatlamak için lüzumsuz tebaasından uzaklaşmıştı. Daha önce hiç gitmediği bir şehirde, hiç bilmediği bir parka oturdu. Bu defa niyeti kötü değildi, belki biraz insancılık oynamak. Huzuru bulduğunu düşünerek, lüzumlu insanları izliyordu ki, birden kafasına atılan taşla irkildi. Döndü ve arkasına baktı, kimse yoktu. Kendine, bu huzuru ufak bir taş parçasının bozamayacağını telkinledi ve izlemeye devam etti. Taşı yine kafasında hissetti. Öfkeyle tekrar dönüp baktığında kendisinden daha boş olduğunu her haliyle sezdiren bir kızla karşılaştı. Böylesine ulu bir boşluğun önünde kıskançlığa düşmüştü. Ancak, daha sonra “Her neyse…” diyerek aldırmazdan gelebilmeyi başardı  ve seyrine devam etti. Sinir bozucu taş oyunu yinelendi. Bu kez atılan taş, eskisine nazaran daha büyüktü. Boş Adam’ın canı yanıyor, içinde buna karşılık olarak can yakma isteği uyanıyordu. Hınçla arkasına döndü ve gördüğü o boşluk cevheri karşısında yine duraksadı. Önüne dönmemeşti. Bakmaya devam ediyor, onun boşluğuna anlam vermeye çalışıyordu. Bu kız nasıl kendisine meydan okuyabilirdi, bir Sincanlıya? Derin bakışmanın ardından artık daha iyi anlıyordu. Kızın boşluğu nefretinden ve korkusundandı. Geçmişte yaşadıklarının getirdiği peşini bırakmaz korku ve bir parça nefret onu her geçen gün daha da boşaltıyordu. Boş Adam, kendinden daha vahim insanların olduğuna üzünç duyarak tekrar önüne dönmeyi yeğledi. Yine de saçma düşüncelere dalmaktan kurtulamadı. Kendisi yetmiyormuş gibi, bir de böylesi bir boşluğun varlığı fazlaydı. Boş Adam, gayriihtiyari bir şekilde ilk kez insanlık adına bir şey yapmak istedi ve aniden ardına dönüp kızın bilincine girdi. Onu insanlığa yeniden kazandırmak istiyordu. Lakin burası ürkünç bir alemdi. Her şeyden biraz vardı. Korkusunun sebebini taşıyan bölgeyi arayarak ilerlemeye devam etti. Yavaşça onun tüm anılarını, sevinçlerini ve üzüntülerini aralıyordu. İşte korkulara gelmişti. Orada bataklığa benzer bir yer gördü, Sincan’ı. Yaklaştı. Kızın yaşadığı ızdırapları gördü. Tüm acılarını dindirmek isteyerek yine oradaki bir parka oturdu. Bu parkı daha önce görmemişti ancak sorun değil, alışması zaman almazdı. Yanında Sedat’ın olmayışına aldırmayarak en sevdiği musikiyi çığırmaya başladı. Kızın zihnindeki bataklık yeşeriyor, mutlu insanlar ile doluyordu. Hayret. Boş Adam’ın çığırtısı olağan koşullarda tam tersine etki ederdi. Bu bilinç onun boşluğunu inkar etmiyor, aksine kabulleniyordu. Fakat meydan okumaya da bir o kadar aç ve istekliydi. Her şey dolmaya devam ederken, kendisine doğru yaklaşmakta olan bir yüz gördü. Bu o kızdı. Henüz göz göze gelmişlerdi ki, yırtıcı ve iğrenç bir ses tonuyla yapılan çığırtı ilişti kulaklara. Boş Adam, artık fanilerin hislerini anlayabiliyordu. Onun kudreti karşısında hissettiği çaresizlik, tüm boşluğunu damarlarından söküp alıyordu. Kızın beyninde sıkışıp kalmayı göze alamayan Boş Adam, bir Sincanlıyı bile dehşete düşüren bu alemden çıktı. Fark etti ki, kızın nefreti korkularından ağır basıyordu. Ve nefret, dindirilmeyi hak etmeyen bir acıydı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir