Yine yılardır yaşamaya alıştığı yuvasındaydı Boş Adam. Yalnız bir eksikle: Sedat’sız. Yeni dostu Rıfkı bile yoktu yanında. Şimdi her ikisi de kendi hayatlarına bazı değişiklikler eşliğinde devam ediyordu. Edilebilecek bir yanı kaldığı tartışılır ya. Onca olandan sonra yaşayası gelir miydi adamın? Tutunacak bir dal bulsa belki, çıkıverirdi o zaman buhran denen bataklıktan. Lakin dallar budanalı çok oluyordu. “İlle boğulacaz yani.” diye geçirdi içinden. Herkes ve her şey bunu istiyordu zaten, bu çakma Lüzumsuzun yok olmasını. Fakat Boş Adam’ın istenmediği yerde bulunmaktan zevk alışı hiç eksilmemişti. Sırf bu yüzden defolmamaya diretiyordu. Yoksa iki dakika olsun durur muydu sanıyorsunuz şu çöplükte. Muzırlık yapıyor aklınca, zira böyle eğleniyor o sıkıldıkça. İşi inada bindiriyor, içerisinde sırıttığı bu mekanda zamanını acımadan harcıyordu. Sanki elinde bolca varmış gibi… Bazenleri de vicdana geliyor, buradakileri terk edip rahat bırakmayı düşünüyordu. Peki hak ediyorlar mıydı? Boş Adam’a kalsa asla. Kalıp başlarına en büyük bela olmalıydı hepsinin. Kaybedeceklerine bile aldırmıyordu artık. Yıllarca iliklerine kadar işleyen civar ve insanından intikam almayı gaye bellemişti. Ama nasıl? Neyden nem kapardı bu herifler? Çığırtı ve tıngırtıdan. Çığırtkan cepte, tıngırtkan nerede? Yok. O halde başka bir hal çaresine bakılmalıydı. Şöyle uzunca bir düşündü. Sonunda parladı: “Hışırtı!” Eline bir kötü kalem, bir de incesinden boş kağıt alıp sokağa koştu. Sıkıca kavradı kalemi, dayadı kağıda. Biraz durdu. Sonra eli kağıdın üzerinde enden ene fişek gibi gidip gelmeye başladı. Sokak insanı şaşırmıştı. Çığırtısı bitmiş bir de hışırtısı mı başlamıştı bu dingilin. Başta pek ipleyen olmadı, bakıp bakıp geçiyordu millet. Sonra ne olduysa oldu, hışırtıyı işitmiş olanların beyni yağ gibi aktı. Etkisini sonradan gösteriyordu bu meret. Boş Adam’ın hoşuna gitti. Döndü evine, bu kez iyisinden afili kalem ve kalınca bir defterle geri geldi. Eli de ısınmışken hazır, başladı yine hışırdatmaya. Hışırdat Allah hışırdat. Yorulmuyordu pezevenk. Böyleyken Sincan’ı boydan boya dolaştı. Duymayan kalmamıştı hışırtıyı. Ve tabii beyni akmayan da. Bir görseniz, mahşer yeri olmuş etraf. Zemin vıcık vıcık beyin kaynıyor. “Haydi.” diyor Boş Adam. “Şimdi sikin de göreyim kafamı.”

Millet yerinde öylece duruyordu. Aradan biraz zaman geçmişti ki tekrar yürümeye başladı beyinsizler. Boş Adam’ın feleği şaşmıştı, meğer bunca zamandır zaten beyinsiz yaşıyorlarmış. Yer kaplayan fazlalıkları boşaltmaktan öteye gidememiş anlayacağınız. Ama ne fazlalık, akan beyinlerin haddi hesabı yok. Sonunda sel aldı Sincan’ı. Herkesler yüzüp kurtulurken, Boş Adam çırpına kaldı. Debeleniyor ters dönmüş sinek gibi. Sincan halkı da hiç yanaşmadan seyrediyor; “Aha” diyor, “Buldu belasını.”

 

*hayal ürünüdür, ciddiye alınmamalıdır.*

Kategori: Öykü

Bir Cevap Yazın