Boş Adam Öyküleri #8

Daha önceleri kendini hiç bu kadar güçsüz hissetmemişti. Elin yavşak Necmi’sinden kaçmak olacak iş miydi? Belki afilli yetenekler kazanmıştı Necmi ama kendisi de bugüne bugün koskoca Lüzumsuzlar komutanıydı. Evet, komutanıydı. Şimdi kendinde ne rütbe ne yetki bulabiliyordu. Öylesine küçülmüştü ki, birkaç ay evvel Lüzumsuz ordusunu yöneten adamdan iz yoktu. Yalnız ismi, boyu posu aynıydı. Bu haliyle bırak Necmi’yi, sıradan bir Lüzumsuzla bile baş edemezdi. Peki ne olmuştu da bu hale düşmüştü? İnanın ben dahi bilmiyorum. Belki de sorgulamaktı onu güçten kesen. Hakikaten öyle idiyse zaman bizlere pek güzel şeyler gösterecektir. Çünkü sorgulamanın güçten düşürdüğü kim olmuşsa bu hayatta, her biri öncesini gölgede bırakacak kadar şahlanmıştır yeniden. Uyanış belliydi belliydi ama, ne zaman ve nasıl kimselerce bilinmiyordu. Böyleyken, bilinmezin güzelliğine inanmaktan başka yapacak kalmıyordu. Olacak olan olacaktır zaten, bundan şüphe duymaya gerek yoktur.

Kara kara düşünüp ezikliği içerisinde yüzerken bir an omuzunda Rıfkı’nın güven veren elini hissetti. Mahzun bakışlarını boynunu bükerekten ona çevirdi. Rıfkı artık susmaya dayanamıyordu. “Çık şu buhrandan be Boş Adam. Hiç yakıştırıyor musun ki kendine, utanmaz mısın zerre?” “Utancımdan bu haldeyim ya zaten. Şimdi benden daha da utanmamı mı istiyorsun? Sende vicdan yok mudur?” Bu sözlerden sonra Rıfkı da Boş Adam’ın mahmurluğuna dahil oldu ve usulca yanına oturdu. “Öyle değil, senin gibi kuvvetli bir adama yakışmaz diyorum bu.” “Ne yakışırmış bana? Sen ya da bir başkası mı karar verecek buna? Beni benden iyi tanıyormuş gibi konuşmayı bırak!” “Seni tanıyorum. Ve bir gün sen de tanıyacaksın…” Her ne olursa olsun, başka birinin ağzından çıkan sözleri duymak onu deli eder olmuştu. Yalnız kalamadığı sürece de duymaya devam edeceğini biliyordu. Bu yeni diyarda kendine ne fayda, ne de huzur bulabilmişti. Haddinden fazla bile kalmıştı burada. Artık kendi dünyasına gitmek en iyisi olabilirdi. “Sincan’a nasıl gideceğim? Madem sürekli konuşmak istiyorsun bari bunu yanıtla da bir iş gör.” “Anlıyorum… Seni burada tutmaya çalışmak yararsız. Kararını çoktan vermişsin zaten, şu saatten sonra yolundan çevirmeye kalkışacak değilim. Eski Boşluğunun alameti ne idi hatırlıyor musun?” “Alamet? Çığırmaktan mı bahsediyorsun?” “Evet. Buralara geldikten sonra eğer tekrar Boşluğunu anımsarsan Düşler Diyarı’ndan kovulursun. Bu senin evine gidiş biletindir. Lakin adam akıllı bir çığırış ister, eski usul.” “Ama ben Sedat’sız hiç çığırmazdım. Şimdi ise o…” Telaşlanma, geçmişte ben de bir Lüzumsuzdum. Evine dönmende sana yardımcı olabilirim.” “Teşekkür ede… Dur bir dakika. Bu senin de Düşler Diyarı’ndan kovulacağın anlamına gelmiyor mu?” “Sen beni merak etme. Hem uzunca süreler ailemden uzak kaldım. Sanırım onları yeniden görme vaktim geldi. Şimdi söyle bana, Sedat hangi çalgıyı kullanırdı?” “Darbuka. Çok da güzel inletirdi… Bak, bunu yapabileceğinden emin misin? Başka bir yol bulabilirim.” “Başka yolu yok. Sana merak etmemeni söyledim.” Hantal hareketlerle, sanki bu an için hazırda bekletiyormuşçasına sakladığı darbukasını çıkarıp getirdi ve yerini aldı. Oturuşuyla, darbukayı tutuşuyla, her bir şeyiyle Sedat’ı andırıyordu. Boş Adam bir anlığına Rıfkı’nın yerinde Sedat’ı otururken gördü. Fakat Rıfkı’nın paslı tıkırdatışlarıyla hülyası son buldu. Rıfkı artık ritim tutturduğunda, gözlerinden akan hasret dolu yaşlara aldırmadan çığırmaya başladı:

Angara’nın bağları da büklüm büklüm yolları,

Ne zaman zarhoş oldum da galdıramıyom golları…

Rıfkı’nın en sevdiğiydi bu. Yıllarca memleketinden uzak kalışının verdiği özlem şimdi darbukasından dökülüyordu. Bir yandan da Düşler Diyarı’nın sakinleri daha önce hiç duymadıkları bu çığırtı ve tıngırtıya kulak dikmiş dinliyordu. Ta Yavşak Necmi’nin kulağına kadar ilişmişti. Yerlerini belli ettiklerinden, istese o an ikisinin de boğazına yapışmaya gidebilirdi. Ancak bu büyüyü bozmak Necmi’ye bile yaraşır değildi. Yine olanca vasıfsızlığıyla dinlemeye devam etti. Eskisi gibi…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir