Boş Adam, intikam almak için peşinden koşan eski dostundan habersizce Rıfkı’nın yanında saatlerini geçiriyordu. Bunu boşuna yapmıyordu tabii. Ondan kapabileceği birçok şey vardı. Hele de Rıfkı’nın eski bir lüzumsuz dönmesi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda… Tıpkı Boş Adam gibi o da Boşluğunu sorgulamıştı vakti zamanında. Bu durumun yıllar sürüşü ise sonunda lüzumsuz yanının körelmesine sebep olmuştu. Fakat Boş Adam’ın olayı biraz daha farklıydı. Her ne kadar öyle olduğunu sansa da bir Lüzumsuz değildi aslında. O bir Lüzumluydu ve bu da içinde daha fazla güç barındırdığı anlamına geliyordu. Rıfkı, Boş Adam’da farklı bir güç yansıması sezimlemişse de, onun bir lüzumlu olabileceğini hiç aklına getirmemişti. Yine de ulu bir soya mensup oduğunu bilmemesine rağmen bir şeyleri değiştirebileceğine gönülden inanmak istiyordu. Çünkü artık umut etmekten usanmıştı. Hatırlamadığınca uzun bir süredir umuyordu bu kurulu düzenin değişmesini. Çarenin bu olmadığını kendi de biliyordu belki, ama elinden ne gelirdi ki? Şimdi Boş Adam’ın bunu başaracağına inanmaktan başka…

Tüm vaktini ve enerjisini bu inanca ibadet etmek için harcamaya çoktan hazırdı. Niyetini açıkça belli ederek Boş Adam’a yanında kalması için teklifte bulundu. “Boş ya da Dolu olmak istemediğini söyleyen sen değil miydin? O halde benim takipçim ol! Ta ki başkalarının seni takip edeceği güne kadar.” Boş Adam takip mevzusuna pek akıl erdirememişti ancak büyük dileği önüne serilmişti işte. Konu Boşluktan kurtulmak olduğunda geriye kalan ayrıntılarla ilgilenmiyordu artık. Daha fazla düşünmesinin kendisine sunulan teklifin geri çekilmesine sebep olabileceğinden korktu ve aceleyle cevap verdi: “E-e-elbette!” Öylesine heyecanlanmıştı ki bir çocuk masumluğuyla sordu: “Artık Yarım mıyım?” “Dur bakalım, işler o şekilde yürümüyor. Kıytırık bir izci yeminiyle Boşluğu bırakıp kolayca Yarımlığa geçemezsin. Yarımlık, Boşluk veya Doluluk gibi yöneticiye sahip bir kitlenin temsili değildir. Tamamıyla kişinin içindedir. Şimdi kendine şunu sor: Hayatta kalmak konusunda endişelere sahip miyim?” “Aslında bunu pek umursamıyorum. Bilemiyorum… Garip hissediyorum, sanki hayatta kalmaktan öte bir şeyler ile uğraşmam gerekiyormuş gibi.” “Bu iyi. Peki gününün büyük bir kısmını sömüren, kendine vakit ayırmaya halinin kalmayıncaya dek çalıştığın bir işin var mı?” “Sanırım yok.” “Bu çok daha iyi. Rahatlıkla söyleyebilirim ki sen Yarımsın.” “Biliyordum! Peki şimdi ne olacak? Yani halen yanında kalmam gerekli mi?” “Evet, kesinlikle öyle. Yarım olduğunun farkına varmak ilk adımdır. Sonrası ve en zor olanı Boşluk ile Doluluk arasındaki dengeyi koruyabilmektir. Yanımda kalmalısın, çünkü bağlı olduğun koşullara takılı kalmadan dengeyi zihnin ile sağlayabilmeyi yalnızca benden öğrenebilirsin.” “Bu mümkün mü?” “Eğer yaşamanın ötesine geçebilirsen evet. Zihninde hayatına hiçbir katkısı olmayan düşünceler bulundurursan yaşamanın ötesine geçmiş olursun. Fakat dikkat et, kendini tamamen bu düşüncelere verirsen sonunda bir Oyalanan olursun.” “Oyalanan mı?” “İcraatte bulunmayıp sadece düşünmekle yetinenlere denir. Bu gerçekleşebilecek en kötü olasılıktır. Ama endişelenme, çok az insan kendini kaybedip birer Oyalanan olmuştur. Hem, bunu şimdi söylemem belki yanlış olacak ama…” “Ne? Neyi söylemen?” “Daha önce rastlamadığım bir güç türüne sahipsin. Muhtemelen bu güç senin bir Oyalanan olmana izin vermeyecektir.” “Ne tür bir güçten bahsediyorsun?” “Bilmiyorum. Söyledim ya, böylesine ilk kez rastlıyorum.” “Ah, affedersin…” O esnada göz kamaştıran bir parıltı eşliğinde tam yanlarında yarılan yırtığın içerisinden Necmi çıkageldi. Boş Adam, Necmi’nin bu olağan dışı girişine aldırmayarak bugüne değin ona karşı beslediği tüm öfkeyle üzerine atılmaya yeltendi. Fakat daha ne olduğunu anlamadan kendini yere kapaklanmış halde buldu. Şaşkınlıktan açılan gözlerini olanları açıklamasını beklercesine Rıfkı’ya doğrulttu. Lakin Rıfkı da tam anlamıyla idrak edebilmiş değildi. Fazla sürmeden Necmi ikisinin bakışmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Merhaba eski dostum. Sönmeyen nefretine bakılırsa beni özlememiş gibisin. Oysa biz sıkı dostlardık.” “Sen yavşaklık yapana dek.” “Doğru ya, aklımdan çıkıvermiş. Yavşaklık yapmıştım değil mi? Neyse, geçmişi bir kenara bırakalım. Şimdi sana yeni haberlerim var, duymak istersin diye düşündüm: Seni öldüreceğim.” Neler söylüyordu Boş Adam’ın hatırında halen vasıfsız olarak kalan yavşak Necmi? Onun abartılı delikanlılık söylemlerine alışkındı ama seni öldüreceğim demek de ne oluyordu? “Sanki elinden gelirmiş gibi.” diyebildi şaşkınlığını gizlemek için fazlaca çaba sarf etmek zorunda kalarak. “Aslında ellerimi kullanmama gerek yok.” diye karşılık verdi Necmi ve biraz ötedeki devasa kaya parçasını kılını bile kıpırdatmaksızın Boş Adam’ın üzerine indirdi. Biraz sonra toz bulutları ortadan kalktığında ölüsünü görebilmek için kaya parçasını yine kolayca kenara fırlattı. Lakin ortada Boş Adam’dan eser yoktu.

Kategori: Öykü

Bir Cevap Yazın