Boş Adam Öyküleri #6

Tüm bunlar yaşanırken Boş Adam’ın dünyası çalkantı içerisindeydi. Düzeni sarsan Necmi, gücü de ele geçirmişti. Muazzam gücünün Düşler Diyarı’ndaki yöneticiler tarafından hissedilmesi fazla gecikmemiş, bir gariplik olduğunu sezen yöneticiler çabucak bu gücün taşıyıcısını yanlarına çekmişti. Karşılarında Sincanlı bir lüzumsuz gören yöneticiler haliyle irkilmişti. Lüzumsuzların bu denli bir güç taşıması kimseler tarafından beklenemezdi. Lakin yavşak Necmi farklıydı. O Dolu Adam’ın çırağı ve ölümünün şahidiydi. Yöneticilerin bile anlam veremediği bu olayın aydınlanması için Necmi’nin konuşması gerekiyordu. Necmi, elinde bulundurduğu güç sayesinde artık o eski boynu büküklüğünden kurtulmuş, bu ulu kişilerin karşısında bile soğuk kanlı bir tavır takınabilir olmuştu. “Dolu Adam ve Ulu Varlık öldü.” dedi korkusuzca. Yöneticiler, karşılarındaki gücün ancak böylesine büyük olaylar dizisine bağlanabileceğini tahmin edebildikleri için tepki vermeksizin dinlemeye devam ettiler. “Dolu Adam bizim dünyamıza gelip düzenimizi mahvetti. Bizleri birer esnaf yapıp doldurmayı umdu. Benim üzerimde denedi de.. Ancak dostlarım, yani diğer lüzumsuzlar ona karşı koymaya ant içtiler ve tüm güçleriyle büyük bir savaşa hazırlandılar. İçimdeki kıskançlık ve haset olmasa ben de onlarla bir olabilirdim elbet. Fakat içlerinden iki tanesi vardı ki, kin gütmemek elde değildi. Evet, bizler birer lüzumsuzduk. Lakin bu ikisi tamamen başka bir türe aitti. Ve bunu kendilerinin bile bilmeyişi beni deli ediyordu. Sürekli lüzumsuz olduklarını sanıp duruyorlardı. Bilmedikleri şey ise lüzumsuz kisvesine bürünmüş “lüzumlular” olduklarıydı. Bunu ben hariç kimse öğrenemedi. Ben ise atalarımdan kalan eski bir kitap sayesinde bunun farkına varabildim. Bir gün kitabın içerisinde bizlere benzeyen ama tamamen farklı olan bir varlıkla karşılaştım: “Büyük Lüzumlu.” İşte bu ikisi, Büyük Lüzumlu’nun farklı ailelerden torunlarıydı. Bir lüzumsuzla onların arasındaki farkı anlamak kolay değildi. Lüzumlular, lüzumsuzlara göre sayıca çok daha az olduklarından, hayatta kalabilmek için kamufle olmaları gerekliydi. Bunun bilincinde olan Büyük Lüzumlu’nun akrabalarını uyarmasına karşın çok azları onu dinledi.. Büyük Lüzumlu’nun öğretisine kulak veren birkaç aile hayatta kalabilmeyi başarırken, diğerleri yazgılarını kabullenmekle yetinmişti. Takipçilerini katledilmekten kurtaran Büyük Lüzumlu, yine de bu uğursuz kimliği gizlerken bazı açıklar bırakmıştı. Dedelerimden kalan kitapta bundan uzunca bahsediliyordu. Kısaca açıklayacak olursam: Lüzumlular ile lüzumsuzlar arasındaki fark, lüzumluların bir dil bilgisine bağlı kalarak konuşmalarıydı! Biz lüzumsuzların bundan bir anlam çıkartması olanaksızdı. Onların bizler gibi konuşmadıklarının farkındaydık tabii ama bunu yalnızca ağız farklılığına bağlayıp geçiştirirdik. Bahsettiğim kitabı okuyana dek, Boş Adam ve Serdar’ın “deyil” yerine “değil” demelerini, dahi anlamındaki de’yi ya da “şey” sözcüğünü her zaman ayrı yazmalarını hiç umursamadım. Kitapta; konuştuğumuz dilin lüzumlular tarafından oluşturulduğunu, lüzumluları istila eden bizlerin, yani lüzumsuzların ise bu dili onlardan öğrendiği yazıyordu. Öğrenmiştik öğrenmesine ama, bu dili asla onlar gibi konuşamaz ve yazamazdık. İşte bu ayrıcalık, bir gün aramızdaki farkı belirleyecek tek etmen olarak kaldı. Büyük Lüzumlu’nun tüm bilgeliğine rağmen çözüm bulamadığı nokta buydu. Ne biz onlar gibi konuşabiliyorduk, ne de onlar bizim gibi. Büyük Lüzumlu fark etti ki, bu fark öyle kolaylıkla anlaşılır değildi. Yine de bundan haberdar olan bir lüzumsuz vardı: Halit. Halit benim büyük büyük babamdı ve hasbelkader Büyük Lüzumlu ile dost olmuştu. Anlatmış olduğum katliam yaşandıktan sonra tabii. Büyük Lüzumlu dedeme öylesine güvenmişti ki, taşımakta güçlük çektiği o büyük sırrı aptallık edip biricik dostuna açıklamıştı. Dedem, Büyük Lüzumlu ile dostluk etse de, tıpkı benim Boş Adam ve Serdar’a duyduğum gibi, dedem de onların atasına karşı kıskançlık duyuyordu. Bu duygusu ona canı gönülden güvenen dostuna yavşaklık etmesine yetmiş de artmıştı. Büyük Lüzumlu’nun anlattığı her şeyi, yalnız kaldığı anlarda bir bir not alırdı. Bir gün öğrendiği bilgiler kibrini öylesine arttırdı ki, Büyük Lüzumlu’ya üstünlük kurmaya çalıştı. Bunu yaparken ki güvencesi belliydi, onun en büyük sırlarını açıklığa kavuşturmak üzere koz olarak saklıyordu. Büyük Lüzumlu, dedemin büyüklenmelerini haliyle hazmedememiş, onu boğazlamıştı. Dedem öğrendiği hiçbir şeyi lüzumsuzlara açıklayamadan bu dünyaya veda etti. Aldığı notlar, nesiller boyu evimizin gereksiz eşyalarının depolandığı odada hiç açılmadan kaldı. Ta ki bendeniz lüzumsuz ve yavşak Necmi tarafından okunana kadar.” Necmi, yöneticilerin kendisine soru sormalarına mahal vermeden tüm merak edilenleri anlatmıştı.(belki daha fazlasını) Yöneticiler bu lüzumsuzun neden böylesi bir açıklama yapmaya yanaştığını anlayamamışlardı. Neden onlara Boş Adam ve Serdar’dan, hatta daha da ileri giderek ataları Büyük Lüzumlu’dan bahsetmişti? Necmi yine yaptı yapacağını ve akıldaki soruları şöylece sonlandırdı: “Sahip olduğum kudretle, dedemin katili olan Büyük Lüzumlu’nun torunu Serdar’ı öldürmeyi başardım. Artık sizlerin de bildiği üzere, geriye öldürmem gereken bir kişi daha kalıyor. Ve o kişi, şu anda sizin dünyanızda!”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir