Boş Adam Öyküleri #1

Boş Adam huzurluydu. Şehrin tüm stresinden ve gürültüsünden uzak değildi belki ama şikayetçi de değildi. O şikayet etmezdi. Çünkü o boştu. Asla düşünmez ve sorgulamazdı. Önüne koyulanı yer ve sofradan kalkardı. Ne hedefleri, ne de kurduğu düşler vardı. Evden dışarı çıkar, parkta kös kös oturur ve tekrar evine dönerdi. Günler birbirini böyle kovalardı. Sonuçta o Boş Adam’dı. Ne kitap okur, ne de film izlerdi. Dinlediği müzikler ise sanatsallıktan çok uzaktı. Birde sesinin güzel olduğunu sanıp orada burada, insan içinde Ankara havası çığırması yok muydu. Mest ederdi insanı. Tıpkı keşfedilmeyi bekleyen bir yıldız gibiydi. En azından onun için öyleydi. Çünkü o her ne kadar boş olursa olsun yaratıkların en ulusu olduğuna,diğer canlıların ona hizmet ettiğine inanırdı. Çevresindekilerin düşüncelerini asla önemsemez, kendisinden farklı olanı taşlardı. Bu yapıcı bir taşlama değildi. Alaycı ve küçümser bir taşlama idi. Ne büyük adamdı Boş Adam. Ululuğu enginleri aşar, gökleri yarardı. Yada öyle sanırdı…

———————————————————————————————————————————–

Boş Adam, Çamlık parkının en saygın köşesindeki çardakta oturuyordu. Yanında darbukasıyla dikkat çeken bir taşralı ve bir de kollarındaki istenmeyen tüylerden faça ile kurtulan bir sığınmacı vardı. Boş Adam, boşluğa doğru boş boş bakarken aralarından “tüysüz” olanı sessizliği bozdu ve “Tıngırdat bre Sedat!” dedi. Elinde darbuka bulunan taşralının adı sanırım buydu. Sedat. Sedat arkadaşından aldığı gaz ile darbukayı öyle bir inletti ki… Parkın sakin ailelerinin ve cıvıldayan küçük çocukların kulaklarından kan geliyordu. Parktakiler adeta bir müzik şöleni içerisinde sarhoş olmuşlardı. Park sakinleri bu büyülü tıngırtı hiç bitmesin derken Boş Adam ve arkadaşlarının bulunduğu bu şanslı parkın girişinde 2 güzel kız belirdi. Boş Adam’ın gözü esmer ve temiz tenli olan, çehresi güneşte parlayan ve hafif bir tebessüm taşıyan kıza ilişti. Boş Adamın kalp atışları hızlanmıştı. Bu bir alametti. O… O çığıracaktı!!! Beklenen daha fazla gecikmedi ve o an geldi. Boş Adam artık çığırıyordu…

Güzel kızlar parkın sarhoş edici etkisine kapılmadan, kıvırtak adımlarla ilerliyorlardı. Parka girdikleri anda büyülü sese onlarda şahit olmaya başlamıştı. İşittikleri sesin kuvveti, onlar adım attıkça dahada güçleniyordu. Sarışın kız bir anlık boşluğunda kafasını sağına çevirdi ve primatı andıran üç varlık gördü. Bunlar garip yaratıklardı. Sarışının lügatinde yerleri yoktu. Sarışın kız geçirdiği kısa bir şokun ardından, esmer arkadaşını dürttü ve bu primat benzeri canlıları işaret etti. İşte o anda Boş Adam’ın kalbi patlarcasına atmaya başladı. Sarışının onları işaret etmesi onu çılgına çevirmişti. Çünkü Boş Adam ve tayfası dikkat çekmeyi başarmıştı. Tıngırtının dozunu bir aşama daha arttıran Sedat, artık darbukayla bir bütün olmuştu. Darbukayı çalmıyor, hissediyor, hatta onunla dans ediyordu. Kızlar bu tıngırtıdan öylesine büyülenmişlerdi ki, bilinçlerini kaybedip, ne olduğunu anlayamadıkları bu yaratıklara yönelmişlerdi. Kızlar yaklaştıkça Boş Adam’ın kalp atışları hızlanıyor, yardakçıları ise ağızlarından salyalar akarken kızlara bakıyorlardı. Kızlar çardağın önüne vardıklarında Boş Adam yaptığı es işareti ile çılgına dönmüş olan ve darbukayı parçalarcasına inleten Sedat’ı durdurdu. Çok geçmeden kendisi de susmuştu. Kızlar büyünün etkisinden kurtulmuşlardı. Ancak Boş Adam’ın kapanına çoktan yakalanmışlardı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir