Biz Kimiz?

Saçma bir başlık ile giriş yaptığımızın farkındayız. Yeni açılan her girişken blog sitelerinin yapması gereken 10 şartları biliyor ve onlardan biri olan “Hakkımızda” sayfasını gereksiz tümceler ile dolduruyoruz. Peki neden? Ne bileyim neden?

whhy

Tamam tamam, buraya asıl toplanış amacımızı bir an önce yerine getirmem gerek yoksa linç edileceğim. Beyaz Klavye’nin kurucu tayfası olaraktan tamı tamına, 2 kişiyiz. IBRA ve Gökçin. Ve yazarların klavyelerinden kendilerini dinlemeniz daha doğru olacaktır. Ben, yani Dış Klavye, sözü IBRA’ya bırakıyor ve iyi günler diliyorum efenim.

hq1IiuPfIBRA(İbrahim Sancaroğlu)

(Koşarak sahneye gelir.) Merhaba, merhabaa. Durun durun, alkışlamayın, durun canım şımartıyorsunuz.
Tamam, dalgayı bir kenara bırakabilirsem kendimi tanıtmayı deneyeceğim(çok merak ediliyor ya!). Ben IBRA, İbrahim, IBRASancar… Daha önce tonla kullanıcı adı kullanmış ve en sonunda IBRA mahlasında karar kılmış nevi şahsına münhasır bir kişilik. Ne kadar alçak gönüllüyüm deaaa’mi?

Neyse ben bu paragrafı yazarken 18 yaşındaydım. Ancak ileride eğer bu site durur ve ben burayı güncellemeyi unutursam siz benim yaşımı çok önemsemeyin ta’aam mı? İçimde ki çocuk, içimde kalsın. Gökçin ile herhangi bir akraba bağlılığımız bulunmamakta ancak manevi olarak da kan kardeşim olmamaktadır. Sadece 4 sene boyunca aynı siktiğimin okulunda okuduk.

Neyse bu paragrafta galiba kendimden bahsetmem gerekiyor idi. Tabii şu anda Skype’tan Gökçin ile konuştuğumuzu ve kulağıma “PAS VEER, PASLA BANAA!” esprilerini duyarken ne kadar verimli yazabileceğim tartışılır.

Şimdi genel olarak her türden yazarım, amına bile koyar siker atarım, fakat son zamanlarda geyik yazıları yazmayı daha çok seviyorum. Klasik bir tumblr kullanıcısı olaraktan buz gibi yağmurlu havada camın önünde kitap okumayı(yanında kahve de vaar!), en son model çakma EarPods kulaklıklar ile müzik dinlemeyi ve tumblr’da götü açık kız resimleri paylaşmayı seviyorum. Evim yok, arabam da yok, maaşım hiç yok, taliplerimin de hıa… Neyse çok coştum, daha fazla da sıçmadan bence sahneyi Gökçin’e devretme vakti geldi. So? And the Oscar goes tooo… Yok lan, burası yeri değil. Neyse, REŞO! Hadi olm, giriş yap lan bırakamıyorum!

Gökçin(Resul Gökçin)

Ben mi lan? Beni mi seçtiniz? Eaaa şey, beni buraya sizler getirdiniz. Siz olmasanız gelemezdim. Elden ele bi’ ittirdiniz, valla çoh iyi oldu. Neyse esenlikler diyerekten girmek istiyorum. “Esenlikler ney la?” çığırışlarınızı duyar gibiyim. Yazının yarısını da bunu açıklayarak geçirmek istemiyorum. Ayrı bi yazıda şeeederiz onu…

Kendimi tanıtmak konusunda hep başarısız yada isteksiz olmuşumdur. Bu ne kendimi ifade edemememden, ne de utangaçlığımdan ötürü gelen bir şey. -Olum ben bi’ kere çok alçak gönüllüyüm, ben muhteşem bi’ insanım ya, öyle şeyler yaptım ki ben. Ben varyaaaa.- Hayatında sıra dışı hiçbir olay olmayan ve sıra dışı olmayan bir kişioğluyum. Sıra dışı nedir ki zaten dimi? Gaynatmayın sırayı ‘mına goyim.