dertler paylaştıkça azalır, demiş atalarımız, sosyal bi’hayatta, anlayışlı insanlar ile yaşıyorken.

sanırım atalarımız pek ileri görüşlü değilmiş(!) ki değerli “sosyalliğimizi” hayattan kısıp teknolojiye, anlayışımızı da insanlığımız ile beraber öldürebileceğimizi öngörememiş.

canları sağ olsun…

içi en dolu eylemlerden biri de yazmaktır. yazmak, boş insanların entel görünme çabası değildir. kendine bir sırdaş yaratmaktır. ve emin olun, sizi gerçekten dinleyen bir sırdaş.

eğer kalemlerin sizle konuştuğunu yeterince hissedebilirseniz, içinizi boşaltmak her daim zevk verecektir. daha çok yazmak, belki de bunları paylaşma isteğine kavuşmanız da çok uzun sürmeyecektir.

ancak günün birinde, duvarla kurduğunuz göz temasını taciz noktasına getirdiğinizde, “artık yazamıyorum!” cümlesinin kafanızda, içinde hiçbir fikir olmayan, boş kara duvarlarda yankılandığını duyacaksınız.

işte sen bu satırları okurken, benim böyle bir ruh hali içerisinde olduğumu bilmeni isterim.

konuşmayı unutmuş gibi hissediyorum. içimden hiç bir sözcük kökü dahi geçmiyor.

kendimi istanbul yolunda vosvosu bozulmuş hippi gibi hissediyorum. yazarken sürekli yazım hataları yapıp, düzeltiyorum. belki de gözden kaçanlar dahi vardır. anlam bozukluklarını hesaba katmıyorum bile. yayınlamadan önce bu yazıyı gökçin’e okutmam gerek, ki bu her zaman yaptığımız bi’şey.

beyaz ilham‘dan çok uzağım bu aralar.

bir fikri bırak, fik’ bile gelmiyor. f bile yok lan!

galiba gökçin’in bahsettiği boş adam benim.

uzatmıyorum. yakın zamanda daha içi dolu bir yazı ile görüşmek dileğiyle.

tumblr_mzz6p6dY9w1rzik3go1_500

Etiketler:

7 Yorum

biraz kişisel, az biraz saçma

Bir Cevap Yazın