Anılar, yeri geldiğinde bizleri yaşama bağlayan en kuvvetli bağlardır. Tam düşeceğinizi hissettiğiniz zamanlarda sarıverirler belinizi. Tabii onlara güvenip kendinizi emanet ederseniz… Anılar vefalı oldukları kadar bazen de nankördürler. Yüzlerine biraz bakmayıverin, hemen bırakırlar sizi yalnızlığınızla. Yani onlara en çok ihtiyacınız olduğu anda.

Anı denen nazlı yar, sevilip okşandığında sizi bahtiyar da eder, çilekeş de. Bazı anlar yaşamışsınızdır ki, hatırlandığında bulunduğunuz mutlu durumu bile zehir ederler. Yine öylesi yaşanmışlıklarınız vardır ki, sizi düştüğünüz kuyudan çekip kurtarırlar. Hal böyle diye kötü anılarımızı çöpe atacak değiliz tabii. Çünkü sizlere kuyunun dibini, neler yaşama ihtimalinizin olduğunu gösterirler. Görmezden gelindiklerinde ise intikam alırcasına kuyuyu kendileri kazarlar. Onlar tarafından kazılan kuyu diğer tüm kuyulardan farklı ve derindir. Çıkması zor olduğu gibi, yanınızda iyi anılarınız da olmaz. Kötü anılarla birlik olup sizi yalnız bırakmışlardır. Kuyunun ucundaki ışığı görür, faydasız bir umutla tırmanmaya çalışırsınız. Elleriniz aşınana kadar çırpınmaya devam edersiniz. Zira içinizdeki o sinsi umut size bunu emreder. Kulak verecek başka kimsenizin olmayışından, dinleyerek şımartırsınız onu. Yorgun düşerek, başınız öne eğik yere yığıldığınızda, “Ne bok yedim ben?” diye yakınırsınız. Nafile. İş işten geçmiştir. Parçalanmış elleriniz kan ağlayarak size bakarlar ve söylerler: “Ne bok yedin sen? Artık bizden bile bir çare gelmez.” Daha ne kadar yalnız kalabilirim derken elleriniz de sizi bırakır ve yineler ayaklarınız: “Ne bok yedin sen?” Elden ayaktan da düştüğünüze göre artık daha kötüsü olamaz dersiniz. Böylece en kötüsünü davet edersiniz. İşte. Artık yalnız değilsiniz. Yanınızda en kötüsü vardır ve sizi dinlemeye hazırdır, ya da son dileğinizi yerine getirmeye. Gelen ölüm meleğidir. Neyse… Zaten devamını anlatsam da dinleyemeyeceksiniz.

Girebilirsin Coşkun abi.
-“Anılaaaağrrrr…”

Kategori: Sohbet

Bir Cevap Yazın