Ahlak & Biyoloji

Günümüzde pek çok insan deyim yerindeyse, kaynak israfı olarak yaşamaktadır. Bu bireylerin kimileri evrimsel çıkmaza girmiş, kimileri ise tüm bencillikleri ile (yardımlaşma ve dayanışma eğilimi bulunmadan) Dünya kaynaklarını tüketmektedir.
Genellikle, türümüzün geleceğini düşünerek hareket ettiğimizi söyleriz. (en azından çoğu bilim adamı) Ancak sahiden bu düşünce ile kararlar veriyor olsaydık, insanlığa hiçbir katkısı olmayan bu “kaynak sömürgecilerini” beslemeye devam ediyor olmazdık. İsraf olarak değerlendirdiğim kesim, biyolojik açıdan üremeye elverişli olmayan birliktelikler kuranlar ve kendisine, yaşadığını söylemediğiniz sürece bunun farkındalığına erişemeyecek olan “fanatiklerdir.” Eğer inceleyecek olursak fanatikleri kendi içlerinde ikiye ayırabiliriz.
Bu Dünya Fanatikleri: Bu tür aslında dayanışmaya meyillidir. Zira tek başına hayatta kalması imkansızdır. Düşünce denen erdeme sahip olmadıkları için, başka bir düşünürün peşine takılırlar. Kuyruk oldukları bu düşünür, çoğu zaman zehirli düşüncelere sahiptir. Başta bulunan kişi, Dünya kaynaklarını olabildiğince sömürerek kendisine taraftar bulma arayışındadır. Ne kadar çok kaynak sömürdüğü, yanına çekebildiği taraftar sayısı ile doğru orantılıdır. Bu noktada taraftarların niyetleri aynı düşünceyi paylaşmak değil, karınlarını doyurmaktır.
Öbür Dünya Fanatikleri: Her ne kadar “Bu Dünya Fanatikleri” ile kıyaslanamayacak düzeyde olursa olsun, bu tür de hatırı sayılır bir sömürü içerisindedir. Verdikleri yaşamdan sonrası vaatleriyle, karınları aç ve içleri korku dolu bireylerin mallarını “yardım” adı altında çırpmaktadırlar.
Bu insanların değişerek topluma yararlı bireyler olmaları ihtimali çok uzaktır. En başta belirttiğim sömürgeci türüne dönecek olursak: Hemcinsiyle ilişki kurmuş bir insana neslinin devam edemeyeceğini (doğal yollardan) ve evrime bir katkısı olmayacağını söylemeniz onun açısından son derece anlamsız ve önemsizdir. Çünkü kimi istisnalar hariç (çeşitli bilim dalları adına çalışan eşcinseller bulunmakta) bu insanlar yaşamın tadını çıkartmayı gaye edinmiş ve kulaklarını dış dünyaya kapatmıştır. Buna ters olarak ise ağızları her zaman açıktır.
Yine biyolojik açıdan bakıldığında içinde bulunduğumuz durumu değiştirebilecek yol, hayata katkısı olmayan bu hayat hırsızlarının, hayatlarının alınmasıdır. Ancak ahlaki açıdan baktığımızda bu yol ürkünç ve hatalıdır. Çünkü bu yola başvurduğumuzda dizginlediğimiz saldırgan içgüdüler uyanacak ve bugüne değin kurduğumuz uygarlık sarsılacak, hatta yıkılacaktır. İnsanlığı daha ileriye taşımak arzusuyla giriştiğimiz her türlü atılım, bizleri çok daha geriye götürme tehlikesi taşımaktadır. Elbette bu tehlike, yalnızca verdiğim örnek ile sınırlı değildir.
Tüm bunlara bakarak: İnsan, günümüzde yalnızca biyolojik bir yapı değil, aynı zamanda yıllarca sulanmış olan bir birikimin meyvesidir. İnsanı insan kılan da biyolojisi değil, sahip olduğu birikimdir. Öyle ki, genetik olarak %98 oranından fazla benzerlik taşıdığımız kuyruksuz maymunlardan farkımızın biyolojik olduğunu sanmak hatadır. Eğer içgüdülerimize yenik düşüp ahlaka (düzen adına oluşturduğumuz kurgu) ters eylemlerde bulunmaktan çekinmezsek, var olan birikintimizi silip atmış oluruz. Dünya üzerinde dönen ahlaksızlıklar, ahlaksızlık ile bastırılmaya çalışılırsa bu defa, ayakta kalacak olan nesil öncekinden çok daha ahlaksız olacaktır.

Not: Tekrar belirtiyorum, verdiğim örneklerde bazı istisnalar vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir